Kurgu

Sabah altıda uyandım. Sıcak yataktan ayrılmak çok zor. Hele böyle karlı havalarda. İşe gitmeme daha üç saat var hâlbuki. Ancak içim içime sığmıyor. Mutfağa gittim, kahve makinesinin düğmesine bastım. O arada da vakit kaybetmeden bilgisayarı açmaya koyuldum. Kurgu zihnimde dönüp duruyor. Önümde bembeyaz bir word sayfası, nereden başlasam? İlk cümleyi yazmak çok zor. İlk cümleyi yazdın mı gerisi çorap söküğü.

“Düşünüp duruyor. Geçmişe dair hiçbir şey yok kafasında, beyninde. Kendini zorluyor, zorladıkça beyni zonkluyor. Buraya nasıl geldim? Bu sorgu odasında ne işim var? İki polis var başında. Aralarındaki konuşmaya dikkat kesilince anlıyor ki çipinin çıkarıldığı tespit edilmiş!”

Biiiip! Kahve makinesinin sesi. Teknolojinin gözünü seveyim. Kahvemi alıp devam ediyorum.

  • Çipimi nasıl çıkardım inanın bilmiyorum. Başka biri mi söktü ya da?

Cevabı burnunun üzerine sert bir yumruk olarak alıyor.

  • Böyle orospu çocuklarıyla uğraşmaktan sıkıldım.

Polislerden iri yarı olan. Oldukça uzun boylu, büyük yumruklu. Yumruklarını sıkarak konuşuyor.

  • Bu çip sana daha anandan doğmadan takıldı it oğlu it. Sinyalin kesildiğini fark etmeyeceğimizi mi sandın?

Arkadaşı inadına kısa boylu, zayıf, çelimsiz. Sanki konuştukça daha da küçülüyor.

  • Amirim, kamerasız bir hücrede yaşamak bile bu şerefsizlere cazip gelmeye başladı. Bu da kesin o örgütlerden birine üyedir.

Örgütler. Yönetim sistemlerini değiştirmeye çalışan, halkının özgürlüğünü isteyen örgütler yok artık. Yalnızca çipinden kurtulmak isteyen insanlar var.

  • Tam kaçak doğumların tamamını engelledik, çipsiz bebe kalmadı derken bu örgütler hortladı başımıza. İnsanları ayaklandırıyorlar.

Gözüm saate ilişti. 08:00. İşe gitmeliyim. Hızlıca yarım yamalak bir tıraş. Dolabın önünde düşünüyorum. Ne giyeceğim? Tüm kıyafetlerim aynı! Beyaz gömlek, siyah pantolon. Giyindim. Alelacele belediyedeki tatsız işime gitmek üzere çıktım evden. Yine çöp sahasındaki gecekondular yıkılacak. Buradaki yerleşim, kelimenin tam anlamıyla gecekondu. Bir gecede konuyorlar. Biz de sabırla yıkıyoruz. Bu kentle kırsalın arasında sıkışmış insanlara da şaşırıyorum. Yıkılacağını bile bile aynı inatla yeniden yapıyorlar evlerini. Üstelik öyle baştan savma da değil; kapısı penceresi, çatısıyla bildiğin ev yapıyorlar çöp sahasından ayıkladıkları çöplerle. Bununla da kalmıyor koltuk, masa, sandalye bile yapıyorlar çöplerden. Bu saçma umudun sebebini anlamıyorum. Tüm insanlar bilmem kaç metre yükseklerde, gökdelenlerde yaşarken, bu insanlar illa bu çöp mahallelerinde yaşamak istiyorlar. Yıkım alanına ulaştığımızda Ahmet amca karşıladı bizi.

  • Ahmet amca, ne zaman vazgeçeceksiniz bu inadınızdan? Devlet size plazalarda ücretsiz mülk veriyor. Siz hâlâ çer çöple uğraşıyorsunuz.
  • Sen anlamazsın beyim. Doğayı unutmuşsun. Senin o plaza dediğin beton yığınlarında nefes alamayız biz. Bize toprak gerek, yeşil gerek.

Evet anlamıyorum. Nedir bu doğa sevdası? Mesele illâ ağaçsa devlet, yapay ağaçlar üretip koydu parklara. Ama yok anlatamazsın bu insanlara medeniyeti. Tartışmaya lüzum yok.

İş makineleri girdi sahaya. Midemde bir ağrı. Mahalleli sessiz, yıkımı izliyor. Ama Güliz… Güliz her defasında çeşmenin duvarına oturur, ağlayarak izler bu ritüeli.

7-8 yaşlarında, uzun kızıl saçları iki yana örülmüş, cılız, avurtları çökmüş bir kız çocuğu Güliz. İri gözlerinde farklı bir parıltı. Kucağında ablasının çöpten bulduğu saçları yolunmuş, kolları olmayan plastik bebek, çeşmenin duvarında oturuyor. İşte yine içini çeke çeke ağlamaya başladı. Kim bilir neler geçiyor aklından.

Gün biterken midemdeki ağrı şiddetlendi. İş makinelerindeki adamlara toparlanmaları için talimat verdim. Doğa dedikleri çöplüğü terk ettik. Çok değil 3-5 gün sonra yine buraya geleceğiz. Bu medeniyetten uzak insanlar doğa peşindeki umutsuz çabalarından vazgeçmediği sürece aynı ritüel tekrarlanacak.

Eve girer girmez mutfağa yöneldim. Kahve makinesinin düğmesine bastım. O arada da vakit kaybetmeden bilgisayarı açmaya koyuldum. Önümde word sayfası ancak sabahki gibi bembeyaz değil bu kez. Zihnimde sözcükler uçuşuyor, gözlerimi kapatıp bir ucundan yakalamaya çalışıyorum.

“İnsanları ayaklandırıyorlar. Düzen karşıtı insanlar. Halkın refahını sağlayacak her teknolojik gelişmeye karşı duruyorlar. Şu çipler, ne büyük bir buluş oysa. Fotoğraflarla başlayan anı saklama işi, çipler sayesinde artık çok kolay. Önceleri yeni bir sosyal medya macerası sanıldı, insanlar anılarını çip sayesinde sosyal medyadan paylaşabiliyorlardı ama zamanla bu çip devletler tarafından kullanılmaya başlandı. İnsanların anlık görüntüleri belli hafıza depolarında saklanıyor ve hükümetin oluşturduğu izleme grupları tarafından izleniyor.”

  • Çipin çıkarılması demek çipin hiç takılmamasıyla aynı ceza. Sen bunu bilmiyor musun?

Cezalar suçun büyüklüğüne göre değişiyor. En güzel anılarınızın silinmesinden tutun anılarınızın değiştirilmesine varan cezalar. Kendisine uygulanacak cezayı kestiremiyor.

  • Yemin ederim hiçbir örgütle bağlantım yok. Bir karışıklık olmalı.
  • Ne karışıklığı ulan! Çipin yok işte çipin. Anılarına ulaşmak için izleme grubuna başvurduk. Kayıtlar gelsin hele. O zaman çıkacak ortaya yediğin haltlar.

Yine düşünmeye zorluyor kendini. Ancak mümkün değil. Uzun yıllardır insanoğlu zihnini kullanmıyor çünkü her şey kayıt altında ve hatırlamak için, düşünmek için zihin kurcalamaya gerek yok. Okullarda baktığınız her kitap zihninizde, her yüz zihninizde, her isim zihninizde. Yani çipinizde.

Israrla çalan telefonun zoruyla çıkıyorum kurgumdan.

  • Alo?
  • Ahmet oğlum nerdesin? Seni bekliyoruz.
  • Beni mi?

Ah nasıl unuttum parti! Deniz’in yaş günü!

  • Eee şey ben… Tamam, abi geliyorum.

15 dakika sonra partinin yapılacağı “Sentetik Yeşil Bahçe” mekânındayım. Teknolojinin gözünü seveyim. Yüzlerce ateş böceğiyle aydınlatılmış meydana doğru yürüyorum. Sağımda solumda sentetik ağaçlar. Modası geçmiş doğa konsepti. Garip kız şu Deniz. Bizim çocuklar şampanya havuzunun önünde dikilmişler, el sallıyorlar.

  • Ahmet nerde kaldın oğlum?
  • Nerde kalacak, kesin şu meşhur romanının peşindedir yine.
  • Şu çipli olan mı?
  • Hediye de almadın mı lan?

Bir an evvel buradan kurtulup kurguma dönmek istiyorum ama ne mümkün. Yaklaşık bir saatimi o kalabalıkta heba ediyorum.

Eve girer girmez mutfağa yöneldim. Kahve makinesinin düğmesine bastım. O arada da vakit kaybetmeden bilgisayarı açmaya koyuldum. Önümde word sayfası. Parmaklarım zihnimin hızına yetişemiyor.

  • Israrla örgütle bağlantısı olmadığını söylüyor, efendim. İzleme merkezi hâlâ kayıtları bulamadı.

Büyük müdür penceresiz geniş odasında bir aşağı bir yukarı volta atıyordu. Bir anda durdu ve yumruklarını sıkarak bağırmaya başladı.

  • Ne demek bulamadı? Ulan iki tuşa basacaklar bunu da beceremiyorlar. Defol git o kayıtları bul hemen kodumun evladı.

Adam sinirden kıpkırmızı olmuş, sövüyordu. Öbürü sessizce çıktı odadan.

Yazdıklarımı baştan sona yüksek sesle okuyorum. Evet, buraya kadar iyi gibi. Ama eksik bir şey var sanki. Araya örgütü de sokmak lâzım. Ama nasıl? Karar veremiyorum adam hakikâten örgüt üyesi değil mi yoksa? Örgüt üyesi değilse çipi neden çıkardı?

Bu arada Özgür Bireyler Örgütü’nde hareketli saatler yaşanıyordu.

  • Hey çipini çıkaran adamı duydunuz mu?
  • Duymamak mümkün mü?
  • Basın konuyu örtbas etmeye çalışıyor.
  • Ona yardım etmeliyiz.
  • Ama nasıl? Güvenlik önlemleri üst seviyede. Aşamayız.

Biiiip! Kahve makinesinin sesi. Teknolojinin gözünü seveyim. Kahvemi alıp devam ediyorum.

  • Evet kayıtlar geldi sonunda. Örgüt üyeliğine dair kanıt yok. Çipi karısı sökmüş.
  • Karısı mı? Çok saçma. Neden sökmüş peki?
  • Bilmiyoruz efendim. Kadın yolda. Kendisinden dinleyeceğiz.

30 yaşlarında ufak tefek, kızıl saçlı bir kadın ağlayarak girdi merkeze. Onu da bir başka sorgu odasına aldılar.

  • Anlat.  Hangi örgüttensiniz? Kimlerle iş birliği yapıyorsunuz? Ağlayıp durma be kadın. Anlat hadi.
  • Örgüt falan yok. Ben sadece…
  • Sen sadece ne?
  • Acı çekmesine dayanamıyordum. Çipi çıkarmak zorundaydım.
  •  Baştan anlat şunu. Ağlamadan.
  • Bakın, biz geçen yıl oğlumuzu kaybettik. Kocam sürekli aynı anıyı, kaza anını izliyordu çipinden. Aklını yitirmek üzereydi. Bunu yapmak zorundaydım. Anlıyor musunuz?

Bir de başlık bulmak lâzım. Saat yine gece yarısını geçiyor. Bilgisayarı kapatıyorum ve zihnimde çeşit çeşit başlık fikirleriyle yatıyorum.